ÜLKÜCÜ HAREKET MERKEZİ


    Başbuğu iyi tanıyalım Başbuğ samimi bir müslümandı düşünceleride hep bu yöndeydi

    Paylaş

    çeçen
    Acemi
    Acemi

    Mesaj Sayısı : 5
    Aldığı puan : 14
    Kayıt tarihi : 23/08/09
    Yaş : 29
    Nerden : malatya

    GMT + 3 Hours Başbuğu iyi tanıyalım Başbuğ samimi bir müslümandı düşünceleride hep bu yöndeydi

    Mesaj tarafından çeçen Bir Paz Ağus. 23, 2009 12:34 am

    TÜRKEŞ`İN GİZLİ DÜNYASI`NA TEPKİLER MHP lideri Alparslan Türkeş`in Arusiler`le olan ilişkisini konu alan `Türkeş`in Gizli Dünyası` başlıklı dizi büyük yankı uyandırdı. Gazetemizi arayan pekçok MHP`li, Türkeş`in Arusiler dışında başka şeyhler ve cemaat önderleriyle de samimi ilişkiler kurduğunu söyledi. Alparslan Türkeş`in kızı Prof. Umay Türkeş ise dizide yer alan bazı ibarelere tepki gösterdi. Türkeş`in bir siyaset adamı olarak herkes gibi cemaat önderleriyle de görüşebileceğini belirten Umay Türkeş, babasının hiçbir zaman şeyh-mürit ilişkisi içinde bulunmadığını ifade etti. MHP`den Elazığ Belediye Başkan Yardımcılığı yapan Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi İbrahim Kan, Türkeş`in Yozgat`ta Nakşi Şeyhi Hacı Ahmet Ergin Efendi ile yakın ilişki içinde olduğuğunu belirterek, `Türkeş Bey bu görüşmeleri reklam olmasın diye gizli tutardı` dedi. ABDULLAH MURADOĞLU MHPlideri Alparslan Türkeş`in Arusiler`le ilişkisini konu alan `Türkeş`in Gizli Dünyası` başlıklı dizimiz ses getirdi. Dizi, Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil`in anlattıklarına dayanıyor. Erbil, Türkeş ile özel tanışıklığını ve dostluğunu üç yıl önce yazdığı `Şeyh Abdusselam` isimli İrfan Yayımcılık`tan neşredilen kitabın sunuş kısmında da dile getirmişti. Erbil, yine İrfan Yayımcılık`tan çıkan `Mir`at`ül Hakaik` isimli kitabında da Alparslan Türkeş ile ilgili (bizim de dizide alıntıladığımız) ibarelere geniş yer verdi. Dolayısıyla benim yaptığım, bir gazeteci olarak kamuoyuna aktarılmış olan bu bilgileri (ya da iddiaları) yine kamuoyuna aktarmaktır. Daha önce yazdığım `Öldüren Sır: Garih/Sıradışı Bir Musevi`nin Portresi` isimli kitabımda da Erbil`in Türkeş ile ilgili ibarelerine yer vermiştim. Kitapla ilgili Yeni Şafak`ta yayınlanan bir haberle ilgili olarak Seval Türkeş Hanım, habere dayanak olan ibareleri nerden aldığımızı sorduğunda, M. Faik Erbil`in adını söylediğimizde, Erbil ile eşinin özel dostluğunu tasdik etti. Arusi mi, değil mi? Dizide Türkeş`in Arusi Tarikatı`na girdiği değil, Arusi şeyhleriyle, bu arada Mehmet Faik Erbil ile de çok yakın ve özel bir ilişki içinde olduğu, Erbil`in tanıklığı çerçevesinde yer almıştır. Bu çerçevede Türkeş`in Arusi olup olmadığı konusu tamamen dizinin kapsamı dışında bulunmaktadır. Diziyle ilgili olarak hem olumlu hem olumsuz pekçok tepki aldık. Kimi okurlar Türkeş`i evliya mertebesine yükselttiğimiz suçlamasında bulunurken, kimi okurlar da Türkeş`in bilinen siyasi kimliği dışında kalan yaşamını, dini cemaatler, maneviyat ve tasavvufla ilgili özel yanlarını kamuoyuna aktarmamızdan mennuniyet duyduklarını ifade ettiler. Merhum Türkeş gibi 1960`lardan itibaren Türk siyasi hayatında belli bir mevkiye gelmiş, yaptıklarıyla, söyledikleriyle, lehindeki ve aleyhindeki kanaatler ve iddialarla birlikte kamuoyuna malolmuş bir liderin yaşamı, ilişkileri elbette gazetecilerin ilgi alanı içindedir. `Başkalarıyla da görüşüyordu` Öte yandan telefonla arayan pekçok ülkücü, merhum Türkeş`in sadece Arusi şeyhleriyle değil, pekçok cemaat ve tarikat önde gelenleriyle de görüştüğünü belirttiler. 1989-1994 yılları arasında MHP Elazığ Belediye Başkan Yardımcılığı yapan Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi İbrahim Kan, merhum Türkeş`in, 1958`de Elazığ`da 243. Piyade Alayı 1. Tabur Komutanı iken Nakşi Şeyhi Musa Kazım Ağel Efendi ile de görüştüğünü belirtti. Kan, o dönemde Elazığ Köy Hizmetleri`nde mühendis olarak çalışan Fehim Adak`ın da bu görüşmelerden haberdar olduğunu kaydetti. Kan, Türkeş`in Samsun`dan Nakşi Mustafa Bağışlayıcı Hocaefendi, Kastamonu`dan Mehmet Fevzi Efendi, Yozgat`ta Nakşi şeyhi Şeyhzade Hacı Ahmet Ergin Efendi gibi şahsiyetlerle görüştüğünü ifade etti. Merhum Türkeş`in cemaat ve tarikat önde gelenleriyle görüşmelerini reklam etmekten hoşlanmadığını, bu nedenle bu tür görüşmelerin saklı tutulduğunu ifade eden Kan, Mehmet Fevzi Efendi`nin Said-i Nursi`nin has talebeleri arasında olup, İstanbul Fatih Camii Başimamlarından Kurra Hafız Ömer Aköz Hoca`nın da Nakşilik`ten talebesi olduğunu söyledi. Merhum Türkeş`in Erzincanlı Nakşi Şeyhi Abdurrahim Efendi(Nakşi) ile de tanışıp görüştüğünü belirten Kan, Türkeş`in Ankara`da vefat eden Malatyalı Nakşi Şeyhi Ahmet Kayhan Hoca`nın yanısıra cemaat önderlerinden Kemal Kaçar ve Fethullah Gülen ile görüştüğünü ifade ederek, `Türkeş Bey, son yıllarında Gülen`le tanıştı, onun Türkiye dışındaki ülkelerdeki eğitim çalışmalarını takdir ederdi` diyor. ` Yalnız bırakmadılar` MHP lideri Türkeş`in cemaat önderleriyle görüşmelerini ve ilişkilerini siyasete malzeme olarak kullanmaya tevessül etmediğini ifade eden Kan, `Ben Yozgat`ta görevliydim. Merhum Türkeş`i Ankara`da Askeri Mevkii Hastanesi`nde ziyaret ettik. Görüşmemizde arkadaşlarım İrfan Birol, Celal Doğru ve Metin Celal Kapusuz da vardı. Bize Yozgatlı Hacı Ahmet Efendi`yi tanıyıp tanımadığımızı sordu. `Hacı Ahmet Efendi manevi derecesi yüksek bir zattır. Tam bir Müslüman-Türk mutasavvıfıdır. 12 Eylül öncesi ve sonrasınında madden ve manen bize müzaharat eden kişidir. Mutlaka kendisine selam ve hürmetlerini iletin, hayır dualarını bizden eksik etmesinler` dedi. Türkeş Bey, 1977 seçimlerinden önce Hacı Ahmet Bey`i ziyaret edip görüşmüşler. Hatta Yozgatta MHP oylarının artmasında bunun rolü olduğu da söylenir. O dönemde Milliyet gazetesi, Hacı Ahmet Efendi ile merhum Türkeş`in ilişkisinden söz eden bir haber yayınlamıştı` dedi. Kan sözlerine şöyle devam etti: `Türkeş Bey hapisten çıktıktan bir süre sonra Yozgat`a geldi, eski Belediye Başkanı Yaşar Erbaz`ın evinde kaldı. Hacı Ahmet Efendi ile görüşmek istediğini söyledi, randevuyu da bizzat ben aldım. Bir ikindi vakti, Şeyhzade Hacı Ahmet Efendi Camii`nde birlikte namaz kıldık. Namazı Hacı Ahmet Efendi kıldırdı. Namazdan sonra camiye ait küçük bir misafir odasında başbaşa görüştüler. Biz de bir süre yanlarında kaldık. Ahmet Efendi Türkeş Bey`e geçmiş olsun dediler, hal hatır sordular. Türkeş Bey de hürmetlerini ifade etti. Sanırım Türkeş Bey için bu bir teşekkür ziyareti idi`. Türkeş ailesi konuştu `Türkeş`in Gizli Dünyası` dizisiyle ilgili bir açıklama yapan merhum Türkeş`in oğlu Tuğrul Türkeş, 1970`li yıllardan beri bilinen `Türkeş`in gerçek adı Hüseyin Feyzullah`tır` iddiasının gerçekle bağdaşmadığını, babasının ilk adının Alparslan olduğunu, Soyadı Kanunu`yla birlikte ailesinin Türkeş soyadı aldığını kaydetti. Tuğrul Türkeş, dizide yer alan diğer ibarelerle ilgili olarak bir şey söylemek istemediğini de ifade etti. `Türkeş`in Gizli Dünyası` başlıklı dizide yer alan ibarelerle ilgili olarak merhum Türkeş`in kızı Prof. Umay Türkeş de gazetemize bir açıklama yaparak, babasının herhangi bir kişiyle şeyh-mürit ilişkisi içinde olmadığını belirtti. Dizide bu konuda oldukça objektif davranmaya çalışarak, bu ilişkiyi şeyh-mürit ilişkisi biçiminde değil, Arusi şeyhleri ile bir siyaset adamının özel yakınlığı ve dostluğu olarak yansıtmaya çalıştık. Umay Türkeş`ten tepki `Arusi tarikati şeyhini kaynak kabul ederek rahmetli babamın bu tarikatın üyesi olduğunu anlatmaktasınız. Vefat ettiği için kendi adına cevap veremeyecek bir insanla ilgili yazı yayınlamak fevkalade sorumluluk ister. Rahmetli Türkeş, doktrin sahibi bir siyasetçi ve devlet adamıydı. Ben tasavvuf konusunda araştırma yapmış, yıllarca ders vermiş bir ilim kadını olarak bir tarikat üyesi olmak için öncelikle o tarikat şeyhine `irade teslimiyeti` gerektiğini bilmekteyim. Türkiye ve Türk dünyasının kalkınması, çağdaş medeniyette üretken ve katılımcı olması için strateji geliştirmiş, bu konuda doktrin ortaya koyarak bir ömür çalışmış olan, dünyadaki olağanüstü bilimsel gelişmeleri ve uluslararası ilişkileri de bilen rahmetli Türk dünyasının Başbuğu Alparslan Türkeş`in iradesini ne Arusi şeyhine ne de bir başka kişiye teslim etmediğini ve etmeyeceğini kızı olarak bilmenin ötesinde, bilimsel olarak da böyle bir şeyin mümkün olmadığını bilmekteyim. Rahmetli babam bir politikacı olarak kendisini tanıdıklarını ve babamın müritleri olduğunu iddia eden zatlarlarla milyonlarca kişiyle görüştüğü gibi üç beş kere görüşmüştür. Kendisi her insanı ve Türk milletinin her ferdini saygıdeğer kabul eden bir uslupla iletişim kurduğu için bu zatlar, onun zarafetine yanlış anlamlar vermiş olmalıdırlar. Ayrıca, bu zatlar, kendi mensubu oldukları tarikatlerini tanıtmak ve övmek istiyorlarsa bunu kendi adlarına yapmaları uygun olurdu, diye düşünüyorum. Yunus Emre`nin şu birkaç dizesini kendilerine hatırlatmak isterim: `Senin ben demekliğin ma`nide usul değil, Bu kapı kullarına şaşı bakmak yol değil; Yetmişiki milletin maşuku oldurur, Aşıkı maşuktan ayırmak fal değil; Küfrünü atar iken imanın vurma sakın, Hırs bizimle düşmandır, bilişlidir, el değil.` Arusi Şeyhi Sayın Mehmet Faik Erbil`in özellikle doktorların durduramadığı kanı durdurarak mucize yaratacak makamda olduğunu açıklaması kendisinin takdiridir. `Babam, hiç din istismarı yapmadı` Rahmetli, hayatının her döneminde ilme inanmış ve Büyük ******`ün `Hayatta en hakiki mürşit ilimdir` sözünü `Türk milletinin en büyük iki düşmanı cehalet ve yoksulluktur` diyerek teyit etmiştir. Hastaneye gitmek yerine hocaya gitmek, hayatımızın hiçbir safhasında yer almamıştır. Yine rahmetli, hayatının hiçbir döneminde din istismarı yapmamış, bu türlü yaklaşımları da zararlı bulmuştur. Dini vecibelerin yalnızca insanın kendisi ile Allah arasında olması gerektiğini biz kendisinden ve annemizden görmüş ve öğrenmişizdir. Bu sebeble ve bir bilim kadını olarak yazı dizinizdeki bilgi ve hükümlerin hiçbir belgesinin bulunmadığının kamuoyuna açıklanması gerektiği kanaatindeyim. Bir basın mensubu olarak sizlerin de Allah`ın rahmetine ulaşmış kişilerle ilgili objektif belgeler olmadıkça onların yanlış tanıtılmasına ve kullanılmasına vesile olacak hükümlü yorumları yayınlamakta dikkatli olmanız gerekir diye düşünüyorum. `Biz konuşuyoruz Türkeş Bey dinliyor` MHP Elazığ eski Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Kan: `Merhum Türkeş`in Bayburt`ta Kıvır Zıvır Mehmet Efendi(ki kendisi Palulu Ali Septi Efendi`nin halifelerinden Kiğılı Mehmet Efendi`nin Halifesi`dir) ile mektuplaşmalarını biliyoruz. Gerek Samsun`dan Mustafa Bağışlayıcı Hoca gerekse Kastamonulu Mehmet Fevzi Efendi, Türkeş`i en sıkıntılı dönemlerinde yalnız bırakmadılar. 12 Eylül döneminde devam eden mahkemeler sırasında her iki hocaefendinin talebeleri ve yakınları hep mahkemeleri izlediler, dualarını esirgemediler. Bunları herkes bilmektedir. Ama dediğimiz gibi merhum Türkeş, bu ilişkilerini ve görüşmelerini hiçbir zaman politikaya alet etmeye tenezzül etmemiştir. Kendisi bu gibi şahsiyetleri bizzat ziyaret ettiği gibi tabir caizse zaman zaman elçi de göndererek de diyaloğu sürdürdüğünü biliyoruz. Onlardan da Türkeş Bey`e ziyaretler olurdu. Erzincalı Abdurrahim Efendi`nin şöyle bir sözü hep anlatılırdı: `Türkeş Bey geliyor, biz konuşuyoruz, o dinliyor. Başka bir partinin lideri ise geliyor, o konuşuyor biz dinliyoruz.` Bu da Türkeş Bey`in din büyüklerine olan saygısını ortaya koyuyor. Türkeş Bey, konuşmalarında, konferanslarında Mevlana`dan hep şu dizeleri okurdu: `Aşkla olunuz ki ölmeyeseniz/aşkla ölünüz ki diri kalasınız.`

      Forum Saati Ptsi Ocak 21, 2019 2:28 pm